İlişkilerde Yakınlık Korkusu
Yakınlık hem aranan hem de korkulan bir olgudur ve insanlar genellikle yakınlık için çok fazla zaman ve çaba harcarlar (Cohen ve ark., 1986). Bekar insanlar barları sık sık ziyaret ederler, arkadaş gruplarına katılırlar, kişisel taleplere yanıt verirler, çevrimiçi flört hizmetlerini incelerler ve arkadaşlarının onları potansiyel partnerlerle tanıştırmasını isterler. Bunlar ve diğer ilgili faaliyetler yakın ilişkilerin habercisi olabilse de, aynı zamanda korku ve endişe ile de ilişkilendirilir. Yakın partner arayanlar, başarılı olup olmayacakları, doğru teknikleri kullanıp kullanmadıkları ve bir partner bulurlarsa sonunda mutlu olup olmayacakları konusunda endişe duyarlar (Vangelisti ve Beck, 2007). Yakınlık kurma veya yakınlık korkusu üzerine tarih boyunca birçok araştırma yapılmış olsa bile araştırmacılar halen ortak bir görüşe sahip değildirler. Çoğu araştırmacı, yakınlığın yakınlık, sevgi ve karşılıklı anlayış duygularını içerdiği konusunda hemfikirdir, ancak birçoğu yakınlığın kavramsallaştırılması gereken belirli yollar konusunda anlaşamazlar. Bazıları yakınlığı farklı bireyler tarafından değişen derecelerde sahip olunan bir kapasite olarak görürken, diğerleri bunu bir sosyal etkileşim biçimi olarak görür. Yine kimileri bunu insanların davranışlarını etkileyen bir motivasyon olarak görürken, diğerleri bunu kişilerarası ilişkilerin bir kalitesi olarak görür (Perlman ve Fehr, 1987).
Bu araştırmacılardan olan iki önemli isim Laurenceau ve Kleinman, samimiyeti üç farklı analiz düzeyinde incelerler. Kısacası, bu araştırmacılar yakınlığın şu şekilde kavramsallaştırıldığına dikkat çeker: (a) bireysel düzeyde, kişilerin bir niteliği olarak; (b) kişiler arasındaki etkileşimlerin bir niteliği olarak etkileşim düzeyinde ve (c) kişiler arasında süregelen ilişkilerin bir niteliği olarak ilişkisel düzeyde (Laurenceau ve Kleinman, 2006).
a) Bireysel Düzey:
Birey düzeyinde, yakınlık tipik olarak insanların yakın ilişkiler geliştirme ve sürdürme kapasitelerindeki farklılıklar olarak görülür. Bağlanma stili ise araştırmacılar tarafından bu farklılıkları en belirgin şekilde yansıtan etken olarak belirtilir. Bağlanma teorisine göre, bir kişinin erişkinlikte başka insanlarla kuracağı ilişkinin niteliği ve insanlardan beklentileri, bu kişinin küçüklüğünde annesiyle kuracağı bağlanma ilişkisi ile belirlenir. Anne ve çocuk arasındaki sıcak duygular, özellikle korku ve stres anlarında birbirlerine sağladıkları rahatlık ve destek bağlanmayı oluşturur (Bowlby, 1973). Bu inançlar ve beklentiler – aynı zamanda içsel çalışma modelleri olarak da adlandırılırlar – zaman içinde değişebilse de bunlar nispeten istikrarlıdır ve insanların yetişkinlikteki yakın ilişkilerini etkilerler (Pietromonaco ve ark., 2002). Bu teori temel alındığında, güvenli bağlanma yönelimlerine sahip kişiler, kaçınmacı bağlanma yönelimlerine sahip kişilere göre yakınlıkla ilişkili davranışlarda bulunma konusunda daha fazla eğilime sahiptir. Örneğin, güvende olanlar daha çok kendini ifşa etmektedirler ve sosyal destek önerme ve kabul etme olasılıkları kaçınanlara göre daha fazladır (Kobak ve Hazan, 1991). İnsanların yakın ilişkiler geliştirme ve sürdürme kapasitelerini etkileyen bir diğer bireysel farklılık da yakınlık korkusudur (Descutner ve Thelen, 1991). Firestone ve Catlett, yakınlık korkusunun, yaşamın erken döneminde gelişen kendine ve başkalarına yönelik olumsuz tutumlardan kaynaklandığını öne sürer. Bağlanma teorisyenleri tarafından geliştirilen içsel çalışma modelleri gibi, bu olumsuz tutumlar da insanların kimliğinin bir parçasını oluşturur, değişime bir şekilde dirençlidir ve insanların yakın ilişkilerini etkiler (Firestone ve Catlett, 1999). Örneğin, yakınlıktan korkan bireylerin başkalarıyla yakın ilişkiler kurma ve sürdürme konusunda sınırlı kapasiteleri vardır. Daha açıklayıcı olarak, araştırmacılar, yakınlıktan korkan bazı kişilerin yakınlığı kaygıyla ilişkilendirdikleri için daha az yakınlık arzu edebileceklerini, buna karşın yakınlıktan korkan bazılarının ise daha fazla yakınlık isteyebileceklerini, ancak yakın ilişkiler aramak ve geliştirmek için sosyal becerilerden ve özgüvenden yoksun olabileceklerine değinirler (Mashek ve Sherman, 2004).
b) Etkileşim Düzeyi:
Birey düzeyinde incelenen değişkenler, insanların yakın ilişkiler kurarken ve sürdürürken giriştikleri davranışların önemli yordayıcıları olarak hizmet edebilmelerine rağmen, davranışların kendileri hakkında fazla bilgi sunmazlar. Yakınlığı etkileşim düzeyinde incelemek bu tür bilgileri sağlayabilir. Etkileşim düzeyinde, yakınlık, yakın ilişkileri teşvik etme veya yaratma eğiliminde olan davranışlar açısından kavramsallaştırılır. Yakınlığa katkılarından dolayı en çok kabul edilen davranışlardan üçü şunlardır: kendini açma, yanıt verme ve algılanan eş duyarlılığı (Vangelisti ve Beck, 2007). Kendini açma, uzun zamandır araştırmacılar tarafından bireylerin yakın ilişkiler geliştirmesini sağlayan bir faktör olarak belirtilir (Jourard, 1964). Altman ve Taylor'a göre, partnerler birbirlerine açıklamalarının genişliğini ve derinliğini artırdıkça ilişkileri daha samimi hale gelir. Kısacası, açıklamaların genişliği (açıklanan konuların sayısı) ve derinliği (konuların kişisel olarak ilgili olma derecesi) arttıkça, etkileşim halindeki partnerler arasındaki ilişkinin daha yakın olması beklenir (Altman ve Taylor, 1973). Yakın etkileşimlerin bir diğer önemli bileşeni de tepki vermedir. Duyarlı davranışlar, bir kişi tarafından yapılan açıklamanın diğeri tarafından dikkat, anlayış ve doğrulama ile karşılandığını gösterir (Kobak ve Hazan, 1991). Tepki vermenin yokluğunda, kendini açma ve yakınlık arasındaki bağlantı oldukça belirsiz hale gelir. Aslında, yanıt verme ile karşılanmayan kendini açma, yakınlığın azalmasıyla ilişkilendirilir (Derlega ve ark., 1993). Öte yandan, araştırmacılar, eşin kendine karşı algılanan duyarlılığını, bireylerin ilişki partnerlerinin temel tanımlayıcı özelliklerine hem katıldığı hem de destekleyici tepki göstermeye başladığı bir süreç olarak tanımlar. Duyarlılık gibi algılanan partner duyarlılığının da yakın ilişkilerin oluşumuna ve sürdürülmesine önemli ölçüde katkıda bulunduğunu savunurlar (Reis ve ark., 2004).
c) İlişkisel Düzey:
Hangi değişkenlerin samimi ilişkiler için gerekli olduğuna dair birkaç farklı bakış açısı vardır. Örneğin, Prager ve Roberts, yakın ilişkilerin, bir kişinin diğerini anlaması veya paylaşılan bilgi birikimi yoluyla ortaya çıktığını öne sürer. Daha spesifik olarak, yakın ilişkiler karşılıklı, birikmiş, paylaşılan kişisel bilgiler olarak nitelenir (Prager ve Roberts, 2004). İlişkisel yakınlığın diğer tanımları, paylaşılan bilgiden çok paylaşılan deneyimlere odaklanır. Örneğin, Schaefer ve Olson, yakın bir ilişkinin genellikle bireyin birkaç alanda yakın deneyimlerini paylaştığı bir ilişki olduğunu ve deneyimlerin ve ilişkinin zaman içinde devam edeceği beklentisi olduğunu belirtmektedir (Schaefer ve Olson, 1981).
Yakınlık ve yakınlık korkusunun bu gibi tanımlamalarını inceledikten sonra ergenlik ve erken yetişkinlik dönemlerindeki etkilerini anlamak daha anlaşılır hale gelmektedir. Ergenlik, sayısız fiziksel, duygusal ve sosyal değişimin yaşandığı bir dönemdir. Aynı zamanda risk alma ve akran baskısı zamanıdır. Cinsiyet eşitliği, cinsellik ve sağlıkla ilgili tutum ve değerler, bu dönemde oluşturulan davranışlarında ve ergenlerin hayatlarının sonraki aşamalarında, psikolojik ve sosyal gelişimleri üzerinde güçlü etkilere sahiptir. Ayrıca, yaşamın bu evresi, diğer insanlarla yakın ilişkiler geliştirdikleri ve cinsel aktiviteye başladıkları an olarak da tanımlanır (Fonner ve ark., 2014). Gómez-López ve çalışma arkadaşları tarafından yürütülen sistematik bir incelemenin sonuçları, ilişkilerin kalitesinin, paylaşılan deneyimlerin geçmişinin, bağlanma duygusunun ve yaşanan inançların, ilişkilerde davranış düzenleyicileri olarak kabul edildiğini gösterir. Yakın bir ilişkide ergenler saygı, güven ve sevgi gibi faktörlere öncelik verirlerken; yalnızlık korkusu, takıntı ve düşük benlik saygısı, ergenlerin sağlıksız bir yakın ilişki sürdürdüğünü gösteren faktörlerdir (Gómez-López ve ark., 2019). Ebeveynler ve toplum genel olarak ergenler arasındaki ilişkileri ciddiye almaz. Kısa ve geçici olmasına rağmen, bu deneyimler ergenlerin yaşamlarında çok büyük öneme sahiptir. Bu ilişkilerde yaşanan deneyimler sadece benlik saygısını etkilemekle kalmaz, aynı zamanda depresyon ve anksiyete için ve uzun süreli ilişkiler kurma biçimleri açısından da risk faktörü oluşturur (Moreira ve ark., 2021).
Erikson'un psikososyal gelişim teorisine göre, yakınlığın başarılması erken yetişkinliğin ana görevidir (Erikson, 1980). Yakınlık, “sevgi dolu ilişkilerde yakınlık ve bağlılık duygularını” içerir ve hem psikolojik hem de fizyolojik sağlıkla ilişkilidir (Sternberg, 1997). Araştırmacılar, tatmin edici, ilişkisel yakınlığın kişinin hayatında önemli bir mutluluk ve anlam kaynağı olduğunu ve yakınlığın yaratıcılık, üretkenlik, duygusal düzenleme, memnuniyet ve esenlik ile ilişkili olduğunu belirtmişlerdir. Buna karşılık, yakın ilişkiler kurma becerisindeki bozulma, iyi oluşa karşıttır. Örneğin, yakın ilişkiler kurmakta güçlük çeken bireyler, başarılı bir şekilde samimi ilişkiler geliştirenlere kıyasla daha düşük özsaygıya ve ayrıca daha yüksek stres, hastalık, depresyon ve daha yüksek ölüm oranlarına sahiptirler (Hook ve ark., 2003). Phillips ve arkadaşları tarafından yapılan bir çalışmada, üniversite öğrencilerinden oluşan iki örneklem, ebeveyne bağlanma aracının bakım alt ölçeğini ve yakınlık korkusu ölçeğini tamamlamışlardır. Analizler, hatırlanan ebeveyn bakımı ile yakınlık korkusu arasında negatif bir ilişki olduğunu göstermiştir. En az bir ebeveynle sıcak, sevecen bir ilişkiye sahip olduğunu bildiren katılımcıların, yakınlık korkusu yaşama olasılıklarının önemli ölçüde daha az olduğu ve yakınlık korkusu ölçeğinde düşük puan alan katılımcıların yüksek düzeyde sıcaklık ve bakım sergileyen annelere sahip olma olasılığının daha yüksek olduğunu belirtmiştir (Phillips ve ark., 2013).
Kadınlarda var olan yakınlık korkusuna bakıldığında bu yakınlık korkusunun daha çok bağlanma stilleri ve depresyon belirtileri arasındaki ilişkiden ortaya çıktığı belirtilir. Saplantılı ve korkulu bağlanmanın her ikisi de depresif belirtilerle ilişkilendirilir, ancak hangi bağlanma stilinin öncelikle majör depresyonla ilişkili olduğu belirsizdir. Saplantılı bağlanma, kendini doğrulama kaynağı olarak ilişkilere odaklanmayı ifade ederken, korkulu bağlanma, reddedilme korkusuyla ilişkilerden kaçınmayı içerir (West ve ark., 1998). Bunun üzerine yapılan bir çalışmada, bağlanma stillerinin, depresyona sahip olan kadınlar ve üniversite öğrencisi kadınlar arasında nasıl bir etkiye sahip olduğu 3 aşamada incelenir. Analizler sonucunda, çalışma 1, korkulu bağlanmayı, depresyonlu kadınlarda kendi bildirdiği depresyon şiddeti ile ilişkilendirirken; çalışma 2, kadın üniversite öğrencileri için, hem korkulu hem de saplantılı bağlanma stillerini, depresyonun şiddeti ile ilişkilendirir. Çalışma 3 ise, depresyonlu kadınlar için, kadın üniversite öğrencilerine kıyasla önemli ölçüde daha yüksek korkulu bağlanma düzeylerini ortaya koyar (Reis ve Grenyer, 2004).
Bağlanmanın birincil işlevi, duygusal deneyimlerin kişilerarası düzenlenmesidir. Güvenli bağlanma stiline sahip bireyler, duygusal stresle başa çıkmak için sosyal destek ararken, güvensiz bağlanma stiline sahip bireyler, duygusal öz-düzenleme için bir başa çıkma mekanizması olarak alkol veya yasadışı uyuşturucu kullanımı gibi başka yollar arama eğilimindedir (Sieber ve Angst, 1990). Yapılan bir araştırmada, bağlılık, yakınlık korkusu ve kendini farklılaştırma gibi faktörlerin madde bağımlısı insanlar üzerindeki etkilerine bakılmıştır. Alkolizm, eroin bağımlılığı, amfetamin/kokain bağımlılığı veya esrar kötüye kullanımı tedavisi gören danışanların daha yüksek düzeyde güvensiz bağlanma ve yakınlık korkusu ve daha düşük düzeyde güvenli bağlanma ve benlik farklılaşması bildirdiği belirtilmiştir. Güvensiz bağlanma, yüksek yakınlık korkusu ve düşük kendini farklılaştırma, bağımlılık tedavi programlarına kayıtlı danışanların karakter özelliklerindendir. Bu tür özellikler, madde sorunlarına yatkınlığı, kronik madde sorunlarının bir etkisini veya her ikisini de yansıtır (Thorberg ve Lyvers, 2006).
Sonuç olarak, yakınlık hem var olması istenen hem de var olmasından korkulunan bir olgudur. İnsanlar yakın ilişkiler kurabilmek için farklı eylemlerde bulunurlar fakat aynı zamanda bu yakın ilişkilerin yarattığı getirilerden korkarlar. Yakınlık kurma ve yakınlık korkusu üzerine birçok farklı yaklaşım vardır. Bilim insanlarının çoğu, yakınlığı yakınlık, sevgi ve karşılıklı ilişkinin bir bütünü olarak görür. Bazıları, herkesin farklı derecelerde sahip olduğu sosyalleşmenin bir parçası olarak; kimisi de kişilerarası ilişkilerde bir motivasyon ögesi olarak görür. Araştırmacılar, yakınlığı 3 temel düzeyde ele alır; bireysel düzey, etkileşim düzeyi ve ilişkisel düzey. Bireysel düzey, insanların bir birey olarak yakın ilişkiler kurabilmesini ve bu ilişkilerini sürdürebilmesi olarak tanımlanır. Bu düzeyin temelinde bağlanma teorisi yatar, çünkü bağlanma teorisi bebekken birincil bakım verenle oluşturulan bağın sonraki ilişkiler üzerinde ve bu ilişkilerin nasıl sürdürüldüğü üzerinde önemli bir etkisi olduğunu savunur. Bu çerçeveden bakıldığında güvenli bağlanan kişilerin, kaçınmacı bağlanan kişilere kıyasla ilişkilerinde daha aktif olduğu, daha kolay bir şekilde sosyal destek alabildikleri ve kendilerini daha açık ifade edebildikleri görülür. Yakınlık korkusunun temeli bireysel düzeye dayanır, çünkü bağlanma teorisine göre yakınlık korkusuna sahip olan kişiler bu korkuya bebekken birincil bakım verenle oluşturdukları güvensiz bağlanma neticesinde sahip olurlar. Araştırmacılar, yakınlık korkusu olan kişilerin bu korkuyu daha çok kaygıyla ilişkilendirdiklerini bu yüzden yakın ilişkilerden kaçınma çabası içinde olduklarını vurgular. Etkileşim düzeyinde ise daha çok yakın ilişkilerin teşvik edilmesi ve yaratılması olguları ortaya çıkar. Kendini açma, yanıt verme ve algılanan eş duyarlılığı gibi etkenler ise yakın ilişkilerin oluşmasında önemli bir rol oynar. İnsanlar birbirlerine karşı ne kadar çok açık etkileşimde olurlarsa, hissedilen veya var olan yakınlık derecesinin de bir o kadar artmasını sağlarlar. Yanıt verme sayesinde ise etkileşim içerisindeyken yapılan doğrulama, dikkat verme gibi duyarlı davranışların yakınlığı arttırdığı görülür. Algılanan eş duyarlığı ise etkili/destekleyici etkileşim için önemli bir unsurdur. İlişkisel düzeyde, ilişkilerde var olan değişkenlerin ilişkiyi farklı şekillerde etkilediği görülür. Örneğin, kimisi için ilişkilerde paylaşılan bilgi birikim veya kişisel bilgiler daha önemliyken; kimisi için paylaşılan deneyimler veya birlikte geçirilen zaman daha önemlidir. Yakın ilişkiler kurma isteği ve yakın ilişkilerden korkma duyguları bebeklikten başlayan ve ölüme dek var olan iki duygudur. Bu nedenledir ki, yakın ilişkiler kurma isteğinin zirve yaptığı ergenlik dönemi, sonraki ilişkilerin nasıl oluşturulacağını önemli bir derecede etkiler. Yakın ilişiler kurabilen ergenler sevgi ve saygıya önem verirken; yakın ilişkiden korkan ergenlerin düşük benlik saygısına ve depresyon belirtilerine sahip oldukları görülür. Erken yetişkinlikte var olan yakın ilişkiler kurabilme yeteneği, kişinin daha aktif bir hayata sahip olduğunu, yaşamdan memnuniyet aldığını ve daha yaratıcı, özgün bir birey olduğunu gösterir. Yakın ilişkiler kuramayan ve kurmaktan korkan yetişkinlerin ise sürekli diğer insanlara karşı güvensiz, depresyon ve ümitsizlik hallerinin daha yüksek olduğu görülür. Kadınların yakın ilişkiler kurmadan korkmalarının nedeni bağlanma stilleri ve depresyon belirtileri ile ilgilidir. Güvenli ve güvensiz bağlanma ile başa çıkma yolları da yakın ilişkiler kurabilmeyi önemli ölçüde etkiler. Güvenli bağlanan kişiler, olumsuz duygularla karşı karşıya kaldıklarında daha çok sosyal destek alma eğilimindedirler. Öte yandan, güvensiz bağlanma stiline sahip kişiler, alkol ve uyuşturucu kullanımını olumsuz duygulardan kaçınmanın bir yolu olarak görür.
Kaynakça
Altman, I. ve Taylor, D. A. (1973). Social penetration: The development of interpersonal relationships. Holt, Rinehart, & Winston.
Bowlby, J. (1973). Attachment and loss: Separation anxiety and anger. Basic Books.
Cohen, S., Sherrod, D. R. ve Clark, M. S. (1986). Social skills and the stress-protective role of social support. Journal of Personality and Social Psychology, 50(5), 963–973. https://doi.org/10.1037/0022-3514.50.5.963.
Derlega, V. J., Metts, S., Petronio, S. ve Margulis, S. T. (1993). Self-disclosure. Sage.
Descutner, C. J. ve Thelen, M. H. (1991). Development and validation of a Fear-of-Intimacy Scale. Psychological Assessment: A Journal of Consulting and Clinical Psychology, 3(2), 218–225. https://doi.org/10.1037/1040-3590.3.2.218.
Erikson, E. H. (1980). Identity and the life cycle. WW Norton & Company.
Firestone, R. W. ve Catlett, J. (1999). Fear of intimacy. American Psychological Association.
Fonner, V. A., Armstrong, K. S., Kennedy, C. E., O'Reilly, K. R. ve Sweat, M. D. (2014). School based sex education and HIV prevention in low- and middle-income countries: A systematic review and meta-analysis. PLoS ONE, 9(3), e89692. https://doi.org/10.1371/journal.pone.0089692
Gómez-López, M., Viejo, C. ve Ortega-Ruiz, R. (2019). Well-Being and romantic relationships: A systematic review in adolescence and emerging adulthood. International Journal of Environmental Research and Public Health, 16(13), 2415. https://doi.org/10.3390/ijerph16132415
Hook, M. K., Gerstein, L. H., Detterich, L. ve Gridley, B. (2003). How close are we? Measuring intimacy and examining gender differences. Journal of Counseling and Development, 81(4), 462–472. https://doi.org/10.1002/j.1556-6678.2003.tb00273.x
Jourard, S. M. (1964). The transparent self: Self-disclosure and well-being. Van Nostrand.
Kobak, R. R. ve Hazan, C. (1991). Attachment in marriage: Effects of security and accuracy of working models. Journal of Personality and Social Psychology, 60(6), 861–869. https://psycnet.apa.org/doi/10.1037/0022-3514.60.6.861.
Laurenceau, J. P. ve Kleinman, B. M. (2006). Intimacy in personal relationships. A. L. Vangelisti ve D. Perlman (Ed.), Cambridge handbook of personal relationships (s. 637–653) içinde. Cambridge University Press.
Mashek, D. J. ve Sherman, M. D. (2004). Desiring less closeness with intimate others. D. J. Mashek ve A. Aron (Ed.), Handbook of closeness and intimacy (s. 343–356) içinde. Lawrence Erlbaum Associates.
Moreira, I., Fernandes, M., Silva, A., Veríssimo, C., Leitão, M., Filipe, L. ve Sá, M. (2021). Intimate relationships as perceived by adolescents: Concepts and meanings. International Journal of Environmental Research and Public Health, 18(5), 2256. https://doi.org/10.3390/ijerph18052256.
Perlman, D. ve Fehr, B. (1987). The development of intimate relationships. D. Perlman ve S. W. Duck (Ed.), Intimate relationships: Development, dynamics, and deterioration (s. 13–42) içinde. Sage.
Phillips, T. M., Wilmoth, J. D., Wall, S. K., Peterson, D. J., Buckley, R. ve Phillips, L. E. (2013). Recollected parental care and fear of intimacy in emerging adults. The Family Journal, 21(3), 335-341. https://doi.org/10.1177%2F1066480713476848.
Pietromonaco, P. R., Laurenceau, J. P. ve Feldman B. L. (2002). Change in relationship knowledge representations. A. L. Vangelisti, H. T. Reis ve M. A. Fitzpatrick. (Ed.), Stability and change in relationships (s. 5–34) içinde. Cambridge University Press.
Prager, K. J. ve Roberts, L. J. (2004). Deep intimate connection: Self and intimacy in couple relationships. D. J. Mashek ve A. Aron (Ed.), Handbook of Closeness and Intimacy (s. 43–60) içinde. Lawrence Erlbaum Associations.
Reis, H. T., Clark, M. S. ve Holmes, J. G. (2004). Perceived partner responsiveness as an organizing construct in the study of intimacy and closeness. D. J. Mashek ve A. Aron (Ed.), Handbook of closeness and intimacy (s. 201–225) içinde. Lawrence Erlbaum Associaitons.
Reis, S. ve Grenyer, B. F. (2004). Fear of intimacy in women: Relationship between attachment styles and depressive symptoms. Psychopathology, 37(6), 299-303. https://doi.org/10.1159/000082268.
Schaefer, M. T. ve Olson, D. H. (1981). Assessing intimacy: The PAIR inventory. Journal of Marital and Family Therapy, 7(1), 47–60. https://doi.org/10.1111/j.1752-0606.1981.tb01351.x.
Sieber, M. F. ve Angst, J. (1990). Alcohol, tobacco and cannabis: 12-year longitudinal associations with antecedent social context and personality. Drug and Alcohol Dependence, 25(3), 281 – 292. https://doi.org/10.1016/0376-8716(90)90153-6.
Sternberg, R. J. (1997). Construct validation of a triangular love scale. European Journal of Social Psychology, 27(3), 313–335. https://doi.org/10.1002/(SICI)1099-0992(199705)27:3%3C313::AID-EJSP824%3E3.0.CO;2-4.
Thorberg, F. A. ve Lyvers, M. (2006). Attachment, fear of intimacy and differentiation of self among clients in substance disorder treatment facilities. Addictive Behaviors, 31(4), 732-737. https://doi.org/10.1016/j.addbeh.2005.05.050.
Vangelisti, A. L. ve Beck, G. (2007). Intimacy and fear of intimacy. Low-cost approaches to promote physical and mental health (s. 395-414) içinde. Springer.
West, M., Rose, M. S., Verhoef, M. J., Spreng, S. ve Bobey, M. (1998). Anxious attachment and self-reported depressive symptomatology in women. Canadian Journal of Psychiatry, 43(3), 294–297. https://doi.org/10.1177/070674379804300309.